Vücutta Alkol Tespiti - 1

 

Sevgili www.komiser.org izleyicileri. 2 haftadır tatilde idim. O nedenle 15 ve 22 Ağustos 2005 tarihlerinde yazılarımı yazamadım. 2 hafta aradan sonra yine birlikteyiz. Bu hafta ki yazı konum vücuda içki olarak alınan alkolle ilgili bir Danıştay Kararı, bu karar hakkında bir internet yazışma grubunda yapılan değerlendirmeler ve alkolün vücutta tespiti hakkında genel değerlendirmelerim üzerine olacak.

 

Önce Danıştay 8. Dairesi tarafından 12.01.2005 tarihinde alınmış olan kararı ve karara konu olayı özetleyeyim:

Ankara’ da, 21.10.2003 gece yarısı saat 02.30’ da, olağan trafik denetlemeleri sırasında bir sürücü durdurulur ve alkolmetre cihazı ile nefesteki alkol oranı ölçülür. Cihazın gösterdiği değer 2.30 promil (230 mg/dl)’ dir. Şahsın ehliyetine el konulur ve 265.300.000 TL para cezası tatbik edilir. Ancak şahıs alkol muayene sonucuna itiraz eder ve sürücü 7 gün, 24 saat üzerinden hizmet üreten Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı’ nın alkol muayene birimine sevk edilir. Bu birimde saat 04.00’ te alınan kanda tespit edilen alkol değeri 0.25 promil (25 mg/dl)’ dir. Yani özel oto sürücülerinin alkollü araç sürebileceği değer olan 0.50 promilin (50 mg/dl) altındadır. Kişi bunun üzerine Ankara Valiliği aleyhine Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açar ve kendisine tatbik edilen ehliyetine 6 ay süreyle el koyma+265.300.000 TL para cezasının iptalini ister. İdare Mahkemesinde görülen davada şahsın ilk yapılan alkolmetre ile alkol muayenesinde yasal değerin üzerinde alkollü olduğu, bu incelemeden 1.5 saat sonra yapılan kan incelemesinde kan alkolünün bu yasal sınırın altına düştüğü, ancak klasik adli tıp bilgilerine göre kan alkolünün ortalama saatte 10-22 mg/dl hızla azalacağı ve bu sebeple ilk ölçülen alkol değeri dikkate alındığında kandaki düşüş hızı en üst seviyede olsa bile yine de 1.5 saat sonra elde edilecek seviyenin yasal izin verilen sınırın üzerinde olacağı, o sebeple idarenin söz konusu cezaları iptal etmesine gerek olmadığına karar vermiştir. Ancak sürücü avukatları karara itiraz etmiş ve konu Danıştay’ a gitmiştir. Danıştay 8. Dairesi yaptığı değerlendirmede; Şahsın ilk ölçülen alkol değeri yüksek olmakla birlikte ilgili mevzuat gereği asıl önemli olan değerlendirmenin kan değerlendirmesi olduğu, bu nedenle yerel mahkemenin alacağı kararda ikinci değere dikkat etmesi gerektiği, bu nedenle avukatların temyiz taleplerinin yerinde olduğu ve davanın ikinci değer göz önüne alınarak tekrar görülmesi gerektiği kararına varmıştır.

 

Sevgili okuyucular, işte bu hafta değerlendirmeye alacağım olayın özeti bu. Önce şunu belirtmek isterim ki, maalesef ülkemizde hukuk çok yavaş işlemektedir. İleride bazı yazılarımda Türk Adalet Sistemi’ nin çeşitli yönlerini ve sorunlarını da değerlendireceğim. Ancak bu noktada şunu belirtmek isterim ki: Olay 21.10.2003’ te vuku bulmuş, Danıştay 12.01.2005’ te bir karar vermiş ve belki de halen ilgili dava henüz sonuçlanmadı. Yani taraflar 2 seneye yaklaşan ve belki de aşan bir süreden bu yana konuyla uğraşmakta, bir türlü sonuç alınamamakta ve olaylar sürüncemede kalmakta. Klasik bir sözdür ve tamamen de katıldığım bir sözdür: Geç gelen adalet, adalet değildir. Adalet etkili, hızlı, kolay ulaşılabilir, herkes için eşit ve vicdana uygun olmalıdır. Ülkemizde, 2005 senesi Ağustos ayı itibari ile Adalet’ in bu belirttiğim unsurlara göre oluştuğuna maalesef inanmıyorum. Ne acı ki adalet sistemimizin ülkemizde önemli sıkıntıları söz konusudur. Ve işin acısı pek çok fütursuz ve cüretkar kişi bu zaafiyetin farkındadır ve bu zaafiyete güvenerek, namuslu insanların pek de kolay kolay cesaret edemeyeceği pek çok eylemi rahatlıkla ve pervasızca gerçekleştirip, bu zaafiyetten yararlanarak sefa sürmektedirler. Bu noktada yeri gelmişken inandığım ve profesyonel hayatımda da tatbik ettiğim, iyi bir yöneticinin sahip olması gerektiğine inandığım özelliklerden birisini belirtmek istiyorum; İyi bir yönetici tüm çalışanlarına eşit davranan değil, her çalışanına hak ettiği biçimde davranan kişidir.

 

Şimdi konumuza dönebiliriz. Vücuttaki alkol miktarının tespiti adli tıbbın klasik çalışma konularından bir tanesidir. Ben de uzun senelerden bu yana gerek Tıp Fakültesi 5. sınıf talebelerime, gerek Diş Hekimliği 4. sınıf talebelerime ve gerekse de Hemşirelik 4. sınıf talebelerime Alkolün Adli Tıp Yönünden Değerlendirilmesi dersini anlatırım. Yine alkolle ilişkili bazı kaza-cinayet olayları ile ilgili bilimsel makaleler yazdım ve kongrelerde alkolmetre cihazları ve sonuçları hakkında konuşmalar yaptım.

 

Önce konuyla ilgili temel hukuki düzenlemeleri ortaya koyalım:

TBMM’ de 13.10.1983’ te kabul edilen 2918 sayılı yasanın “Alkollü İçki, Uyuşturucu veya Keyif Verici Maddelerin Etkisi Altında Araç Sürme Yasağı” başlığını taşıyan 48. maddesine göre;

“Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin Karayolunda araç sürmeleri yasaktır.”.

Söz konusu madde üzerinde 08.01.2003 tarih, 4785 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile;  “Uyuşturucu veya keyif verici maddelerin cinsleri ile alkollü içkilerin etki dereceleri ve kandaki miktarlarını tespit amacıyla, trafik zabıtasınca teknik cihazlar kullanılır. Tespit usulleri ve muayene şartları, Sağlık Bakanlığının görüşüne uygun olarak hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir. Bu madde hükmüne uymayan sürücüler derhal araç kullanmaktan men olunur.” denmektedir.

Yine ilgili madde üzerinde 4785 sayılı kanunla getirilen değişiklik ile; “Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süre ile geri alınır ve haklarında 265.300.000 lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında 332.600.000 lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 532.600.000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.” denmektedir.

 

Yine söz konusu kanuna dayanılarak çıkartılmış 18.07.1997 tarihli Karayolları Trafik Yönetmeliği’ nin konuyla ilgili; “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile Alkollü İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. maddesini incelediğimizde ise;

“Uyuşturucu, uyutucu ve keyif verici gibi özelliklere sahip doğal ve sentetik psikotrop maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.

Bunlardan uyuşturucu, uyutucu veya keyif verici gibi doğal veya sentetik psikotrop madde almış olarak araç kullandığı tespit edilenler, almış oldukları maddelerin cins, miktar ve etki derecelerine bakılmaksızın araç kullanmaktan men edilirler ve haklarında Trafik Kanununun 48. maddesine ve ayrıca Türk Ceza Kanunu’ nun ilgili maddelerine göre işlem yapılır.

Uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içki almak suretiyle araç kullanan sürücülerin tespit veya teşhisinde aşağıdaki esas ve usuller uygulanır;

a) Uyuşturucu veya keyif verici madde almış olanların tespiti esasları;

1) Herhangi bir uyuşturucu, uyutucu veya keyif verici gibi özelliklere sahip psikotrop madde almak suretiyle araç kullandığı şüphesi uyanan sürücülerin durumları tıbbi yönden incelenmek, kan veya idrar analizleri yapılmak üzere, adli tıp kuruluşu olan yerlerde bu kuruluşa, olmayan yerlerde ise Sağlık Bakanlığına bağlı tahsil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan sağlık kuruluşların sevk edilir.

2) Kan veya idrar tahlilinin yukarıdaki yerlerde yapılmaması veya yaptırılamaması halinde sürücünün yetkili bir sağlık kuruluşunda usulüne uygun olarak aldırılacak kan veya idrarı, tahlilleri yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip, en yakın resmi sağlık kuruluşuna veya polis kriminal laboratuarlarına gönderilerek durumu tespit ettirilir.

b) Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı;

1) Taksi veya dolmuş otomobil, minibüs, otobüs, kamyon, çekici gibi araçlarla kamu hizmeti, yük ve yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ile resmi araç sürücüleri alkollü içki kullanmış olarak bu araçları süremezler.

2) Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kanlarındaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanlar araç kullanamazlar.

c) Alkollü içki almış sürücülerin ve kanlarındaki alkol miktarının tespiti esasları;

1) Alkollü olarak araç kullanıldığından şüphe edilen ve yalnızca hasarla sonuçlanan trafik kazalarında, sürücülerin alkol durumları kaza tespit tutanağını tanzim eden elemanlarca olay yerinde teknik cihazlarla tespit edilerek, kaza tespit tutanağına yazılır. Bu halde hasarlı kazaya karışanların alkol durumlarının tespiti için ayrıca adli tabibe veya resmi sağlık kuruluşlarına sevki yapılmaz.

2) Cihazla yapılan tespit sonucunda alkollü içki aldığı belirlenen sürücülerin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48. maddesine göre, birinci defada 3 ay, ikinci defada da 1 yıl süreyle sürücü belgeleri ellerinden alınır. Üçüncü defa tekerrürü halinde ise, bu sürücüler, 1 aydan 2 aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılırlar ve belgeleri 5 yıl süre ile geri alınır. Bu süre sonunda yapılacak psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi neticesinde belgesinin iadesinde sakınca bulunmayanlara sürücü belgesi iade edilir. Muayene sonucunda sürücü belgesinin iade edilmesinde sakınca bulunanlara ise sürücü belgesi verilmez.

Alkollü olarak ölümlü ya da yaralamalı trafik kazasına neden olunması halinde ağır kusurun varlığı kabul edilir.

3) Cihazla yapılan tespite sürücünün itiraz etmesi halinde, kanındaki alkol miktarının belirlenmesi için, bu konuda eğitilmiş ve kan almaya yetkili kılınmış personel tarafından kanı alınarak, tahlil için polis kriminal laboratuarına gönderilir.

4) Polis kriminal laboratuarlarında tahlilin mümkün olmaması halinde, sürücü kanındaki alkol miktarının tesbiti için adli tıp merkezlerine ve Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan en yakın sağlık kuruluşlarına gönderilir.

5) Sürücülerin alkollü içki alıp almadığının tespitinin cihazlarla yapılması mümkün olmaması halinde Ek: 34' deki form esaslarına göre test uygulanır. Test sonucunda alkollü içki aldığına kanaat getirilenlerden 0.50 promilin üstünde alkollü içki alındığını kabul ve beyan edenler hakkında yapılacak kanuni işleme esas olmak üzere Ek: 34' deki formun alkol test tutanağı bölümü düzenlenerek sürücü ve görevli tarafından imzalanır.

Test sonucuna itiraz eden sürücüler hakkında ise kanlarındaki alkol miktarının tespiti için 3 ve 4. bentte belirtilen esas ve usuller uygulanır.

6) Kandaki alkol miktarının teknik cihazlarla ve kan alınarak laboratuarda tespit imkanlarının bulunmadığı hallerde, alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler en yakın resmi sağlık kuruluşuna sevk edilerek, bu kurum hekimi tarafından rutin alkol muayenesinden geçirilirler.

Bu madde hükümlerine uymayanlara, Kanunun 48. maddesine göre işlem yapılır.” şeklindedir.

 

Konu ile ilgili aktaracağım son hukuki düzenleme 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgilidir. Söz konusu kanun 04.12.2004 tarihinde TBMM’ de kabul edildi ve yürürlüğe, diğer yapılan ceza kanunu düzenlemeleri ile birlikte, 01.04.2005 tarihinde girmesi planlandı. Ancak ilgili kanunlar hakkında artan eleştiriler nedeni ile söz konusu kanunların yürürlük tarihi 01.06.2005’ e ertelendi. 5271 sayılı kanunun ilk halinde “Şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması” ve “Diğer kişilerin beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması” konularında, konumuz yönünden bir problem mevcut idi. O probleme göre, ilgili kanun yürürlüğe girdikten sonra sürücülerin rutin alkol denetimleri mümkün olmayacağı gibi, ceza sınırı 2 yıldan az hapis öngören tehlikeli araç kullanma, araçla refüje çarpma gibi durumlarda da alkol muayenesinin yapılabilmesi olanaksız oluyordu. Konuyla ilgili yönetmeliğin hazırlanacağı komisyon çalışmalarında bu problem dile getirildiğinde, kanun yapıcı kazandığı 2 ayın da avantajı ile, 25.05.2005 tarihinde, 5353 sayılı kanun ile yaptığı değişiklik ile söz konusu kanun maddesindeki yanlışlığı ortadan kaldırdı ve buna göre yukarıda öngörülen kişiler ile ilgili olarak; “Özel kanunlardaki alkol muayenesine ve kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklıdır.” şeklinde bir düzenleme yaparak kanun yürürlüğe girdiğinde oluşması kesin olan problemi oluşmadan ortadan kaldırdı. Bu da ülkemizde bazen iyi olan durumlardan birisne örnek olarak verilebilir.

 

Sevgili www.komiser.org izleyicileri. Bu haftalık bana ayrılan yer bu kadar. Bu hafta ki yazımda olayı, ilgili hukuki kararı ve konuyla ilgili temel hukuki mevzuatı ortaya koydum. Haftaya yazacağım yazının 2. bölümünde de konuyla ilgili alan profesyonellerinin yaptığı değerlendirmeleri, alkolün vücuttaki seviyesinin ortaya konması, alkolmetre cihazları, konuyla ilgili polis-jandarma ve adli tıp uygulamaları gibi konularda bilgiler aktaracağım. Tempolu ve başarılı bir iş haftası geçirmeniz temennim ile. Haftaya görüşmek üzere.29.08.2005.